Son dakika haberi bulunmamaktadır.   Senoz Esnaf  
Senoz Deresi
Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Animasyonlar | Anketler | Sitene Ekle | Mesaj Gönder | Sohbet | MircScriptİndir

HABER ARA


Gelişmiş Ara

EN ÇOK OKUNANLAR

"Babiğe ilk televizyonu ben götürdüm"

İstanbul Kâğıthane'de otel işleten Senozlu hemşehrimiz Osman Tolan, maceralı hayatını ve iş dünyasını senozderesi.com'a anlattı.

Kategori  Kategori : Röportajlar
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 2852
Tarih  Tarih : 19 Temmuz 2011, 01:49

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Babik'ten yola çıkıp İstanbul, Kıbrıs ve Avusturya'lara uzanan çileli bir hayat...

*Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1956 Çayeli, Çukurluhoca Köyü (eski adı Babik) doğumluyum. Ancak iki yaş geç yazıldığım için 9 yaşında ilkokulu bitirdim. İlkolula gitmek için yarım saatlik bir yolu yürürdük. Köyün merkezinde, Cami Kapı'daki eski medrese olan binaya okumaya giderdik. 5 sene köyde okuduk.

*Ne zaman İstanbul'a geldiniz?

Köyde ilkokulu bitirince, İstanbul Kâğıthane'de lokantası olan babamın yanına geldim. Babamın lokantasında 4 sene çalıştım. Bulaşık yıkadım, her işi yaptım. İstanbul'a ilk geldiğim günlerde Yunanistan'la aramızda problem vardı her halde. O sebeple şehirde karartma uygulanıyordu, gece ışıkları yakmıyorlardı. Zor şer evimizi bulduk. Ama babamın lokantası, hayalimizdeki lokantalar gibi değildi. Çok küçük bir lokantaydı. Yollarda gördüğümüz tesisler vardı, onlara bakarak hayal kurmuştuk. Ama geldik gördük ki, harabe bir yer. Kömürlerle yemekler pişiriliyordu. Hatta, Kâğıthane'deki evimize geldiğimde evin içine yağmur yağıyordu. Ben de demişik ki, "Mezreye kadar geldik, yaylaya ne zaman gideceğiz." Bu sözüm kaç sene fıkra gibi anlatıldı, durdu. Ev o kadar berbattı. 1966 yılından bahsediyorum.
Ama lokantacılığı kısa sürede kaptım. Kim ne yemek yemiş, nereye yemek gitmiş hepsini takip edebilirdim. Masanın eksiğini hemen görürdüm. 3 liraya karnını doyururdun.
Babam lokantayı satınca, ağabeyimin Maçka'daki oteline geçtim. Ağabeyin o zamanlar yurt dışına işçi götürmüş ve bu sebeple bayağı bir mal varlığı yapmıştı. Önceleri Karaköy'de iş bulma kurumunda çalışırdı. O zamanlar da bir oteli vardı. Giden geleni oteline yönlendirirdi, iyi para kazanmış o zamanlar. Sonra Maçka'da bir otel açmıştı. Ben de onun yanında çalıştım. 3 sene de orada çalıştım ve ağabeyim iflas etti, varını yoğunu bir akşamda satıp Avusturya'ya gitti. Biz kaldık açıkta. Ben de son gece resepsiyondaydım. Oteli devralan adama o akşamın parasını vermedim, kendime harçlık yaptım.
Doğru Karaköy'e gittik ve maalesef otobüs parasına kadar oyuna verdik. Kuruşumuz kalmadı. Soför Ahmet'in ve Kel Ahmet'in kahveleri vardı. Ondan sonra bir evimiz vardı, onu kiraya verdim ve 6 aylık kira parasını peşin aldık.

*Kıbrıs maceranız nasıl gelişti?

Buradaki işler bozulunca bir arkadaşımla Kıbrıs'a gitmeye karar verdik. Güya orada ganimet kapacağız. Kıbrıs'a gittik, ama bizi orada iyi karşılamadılar. Her şey pahalı. İki gün otelde kalabildik, sonra boş bir eve girdik yerleştik. Çöpten ekmek bile almış, yemişiz. Paramız bitti, ben aşçılık bildiğim için iş buldum. Diğer arkadaşlarım iş bulmakta zorlandılar. Onların biletini alıp Türkiye'ye gönderdim. Onlar da güya para bulup tekrar Kıbrıs'a gelip fırın açacaklardı, ama bunu yapamadılar.
Benim Kâğıthane'den çocukluk arkadaşım Kıbrıs'ta kolordu komutanının şoförüydü. Onu buldum. Bize biraz yardımcı oldu, ama yetmez ki. Aslen Kastamonuluydu. Bize biraz konserve getirmişti. Bir akşam İngiliz polisleri geldi, bizi kaldığımız evden karakola götürdü. Dedik ki her halde bizi Türkiye'ye gönderecekler. Ama öyle yapmadılar, kimlik tesbiti yapıp serbest bıraktılar.
Çalıştığımız lokantaya daha çok Türk askerleri gelirdi. Epey çalıştık orada. Sonra biriktirdiğim paradan 1800 lira köye, babama para gönderdim. Tabii babam böyle bir para beklemiyormuş, çok hoşuna gitmiş. Hatta Etlibaş'a borcu varmış bu para ile onu vermiş.
Daha sonra Mecidiyeköy'den, teyzemin bir yakını Kıbrıs'a geldi, beni buldu. Meğer o arada babam vefat etmiş. Bana onu uygun bir lisan ile haber verdi. Önce mezarlıkları gezdirdi, ölüm mölüm derken, vefat haberini verdi. Ben de hemen Türkiye'ye döndüm, köyüme gittim ama tabi cenazeye yetişemedik.
O esnada da Avusturya'ya giden ağabeyim istek yapmış, beni yanına istiyordu. Orada küçük bir pansiyonu varmış. Ben de hazırlık yapıp Avusturya'ya gittim. Bosfor Turizm'le önce Viyana'ya gittim. Giderken de babamın arkadaşı Boğosoğli Cemal vardı, ondan bin lira borç aldım. O borcu da belki 8 sene sonra ancak ödeyebildim bu arada.
Viyana'da indik, bir görevli geldi ve bize saat kaçta, nerede ineceğimizi söyleyerek trene bindirdi. Gittim, belirtilen saatte indim ve gelip beni ağabeyimin bir arkadaşı aldı, yanına götürdü. 3 sene orada çalıştım. Ağabeyimin işi orada da bozuldu, Türkiye'ye dönüş yaptı. Ben de oradaki bir döküm fabrikasında çalışmaya başladım. 19 sene orada çalıştım. Ha o gün, ha bugün derken 19 sene çalıştım. Orada çalışırken 5. senede evlendim. 1980'de evlendim. 1983'de de Burdur'da 53  gün askerlik yaptım.
 
*Eşiniz nereli, nasıl evlendiniz?

Köye, yıllık izne gelmiştim. 60 bin lira para ile köye gittim. "Ona [Anne] dedim, ben evleneceğim." Annem de, "Eyi oğlum, ben birini buldum." "Nasıldır, kimdir?" dedim. Annem dedi ki, "Uşağım, ben onun bir yük taşdığını gördüm ki ne yük! Çok iyidir!" Eee, biz de bir şey demedik. Bir gün köydeki değermende bekliyordum, onlar da geldi beni tanıdı, tanıştık yani.
Sonradan, kızdığım zaman hanıma takılırım: "Sen gelip beni değermende beğenmedim mi!" derim. Bazen öyle takılırım. Birisi demiş, oyun oynar, şudur budur... Ben de dedim ki, "Ben buyum. İster versinler, ister vermesinler." Neticede, evlendik. Hanım da çok tutumludur, sağ olsun. Hanımın ailesinin esas köyü Arekkoğ'dur, ama babası, ailesi her halde dayı malına ya da bir akraba malına Gobocid'e gitmiş. Tavukçu'nun kızıdır benim hanım...
Askerlik bitti, tekrar Avusturya'ya döndük. O arada buradan, Kâğıthane'den bir arsa almıştık. Küçük bir bina yapıp, kiraya vermek isdedim. Baktım ki kiralar çok az. Derken, bir iki yatak atıp pansiyon, otel yapalım dedik. Sonra da yandaki arsayı da aldık ve burayı büyüttük, otel yaptık. Bir hobi ile başladık bu işlere. Bayağı bir para masraf ettik. Bu günlere geldik.

*Oteliniz kaç kişiliktir?

35 odası var, 100 kişiyi yatırabiliriz. Şömineli, mutfaklı odalarımız da var, Arap turistlere de hitap ediyoruz. 5 yıldızlı otel odaları gibi odalarımız var. Kaliteli hizmetimiz var. Tam oturmuş değildir, ama bunun için çalışıyoruz.

*Yurt dışındaki acentalarla işbirliğiniz var mı?

Şimdilik yok, ama çalışıyoruz. Benin Almamcam olması bir avantaj. Bir ara Almanlar buralarda bir iş almıştı, onlardan çok müşterimiz oldu. İnternet sitemiz de var, oradan da satış ve tanıtım da yapıyoruz. Tabii ki yerimiz biraz ters. Ama yakınımıza bir hastahane yapılma projesi de var. Her halde onların da bir faydası olur.

*Çocuklarımız Avusturya'da galiba. Onlar ne işlerle meşgul?

Birinin kargo firması vardır. Avusturya içinde kargo hizmeti veriyor. Yurt dışına da tırlar gönderiyor. 3-4 tırı, 20 civarında paket arabası var. Romanya'da bürosu var. İdare ediyor. İşi iyi.

*Köyünüzle, Senoz'la irtibatınız devam ediyor mu?

Tabi, mümkün olduğunca her sene giderim, gezerim. Yaylarara da çıkarım, çobanlık ettiğim yerleri de gezerim.

*Yayla hazıralarınız var mı?

Var tabiî. Bir akşam yaylada yatıyoruz. Pantolonum ıslanmıştı. Kurusun diye soba borusunun üstüne astık. Soba sert yanmış, sabah kaltık baktık ki pantolondan eser yok! Tabii yedek pantolon da yok. Nadire onom, gitti Mahmut'dan bir pantolon aldı da onu giydik, çoban gittik. Akıldan çıkmayacak bir şey.
Çobanlıkta biz buzaklarla oynardık, onlarla konuşurduk. O günler çok güzeldi. Hiç paranın lafı olmazdı. Yağmur yağacak, ıslanacaksın, hayvanın kaybolacak, arayacaksın... Hepsinin bir zevki vardı.

*Çocukluk günlerinden hatırladığın başka hadiseler var mı?

Müftü Emice derdik, Yusuf Tolon, (merhum, eski Rize Müftüsü) 7 yaşındaydım her halde. "Çeyirun dibine inensen, kaplara, peteklere kolavuz var mı diye bakacaksın?" diye beni gönderirdi. Ben de gider, bakar, dönünce de 'rapor' verirdim. Tabi 'Kolavuz yok' demezdik. "Emice, bir şey vardı ama arı mıydı 'por' [büyük sinek] miydi tam göremedim" derdim. O da bana sayı ile 5 tane fındık verirdi rahmetli...
Bir zaman da Avusturya'dan köye giderken televizyon götürdüm. Köyde hiç kimsede yoktu o zaman. Kurduk, ama ancak Rusya'nın bir kanalını çekti. Bu arada Yusuf Hoca da, "Birisi evine 'cehennem gelberisi' almış" diye vaazlarda anlatmıştı.
Bir de Taceddin'in annesi vardı Asiye Hala rahmetli. O zaman Beğuliler de çok zengin, oturmuş bir aile. Dedi ki, "Ey gidi ge. Zenginlik bir kapıda 40 yıl durur" dedi. Güya onların zenginliği gitmiş, ben zengin olmuşum. Hani, onlarda olmayan televizyonu ben götürmüşüm ya... Rahmetli öyle demişti. Köy bütün tokuldu odaya ki televizyon görecekler. O günler de öyleydi...

*Bu sohbet için teşekkür eder, hayırlı işler dileriz.

Ben de teşekkür ederim.
(Görüşen: F.Çakır/ Y.Çakır)

Merkez Mah. Tanga Sk. No: 3 Kağıthane/İSTANBUL
Tel: 0212 295 60 85
www.kagithaneotel.com


*
senozderesi.com haber merkezi























Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Röportajlar

En Çok Okunan Haberler

“ … Ve yayla maceramızın sonu! “07 Ağustos 2018
RadyoSenoz
 
İSTEK GÖNDER

FOTOĞRAF GALERİLERİ

Yayınlanan yazıları kaynak göstererek yayınlamak serbesttir. © Copyright 2004-2009
Yazar Girisi | Altyap: MyDesign Haber