Son dakika haberi bulunmamaktadır.   Senoz Esnaf  
Senoz Deresi
Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Animasyonlar | Anketler | Sitene Ekle | Mesaj Gönder | Sohbet | MircScriptİndir

HABER ARA


Gelişmiş Ara

Kara Fırın'ın 4 nesil yöneticisi Ayhan Karal

Çayeli Senoz Babik'li olan Ayhan Karal; Dedemin dedesinin de kara fırını vardı diyerek dördüncü nesil olarak sürdürdüğü fırıncılık mesleğine ilk olarak dedesinin babasının Batum'da fırıncılık işine başladığını söylüyor.

Kategori  Kategori : Haberler
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 2325
Tarih  Tarih : 13 Ağustos 2015, 14:52

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İlk önce sizi tanıyabilir miyiz?

Ayhan Karal, 1965 Eskişehir doğumluyum. Babamız orda fırıncılık yaparken orda doğmuşum. birkaç sene sonrda istanbula taşındık. Babam Rize’den önce istanbula geliyor, onun da baba mesleği olan fırıncılığı devam ettiriyor. Ortak fırın açıyor İstanbul’da. Dedemin ismi de Mehmet Şükrü o da Bursa’da fırıncılık yapıyor. Ondan da bir önce dedemin babası fırıncılık mesleğine Batum’da başlıyor. Hacı Ahmet bu işi ilk başlatan. 1905’te Batum’da başlıyor böylece 4. nesil olarak biz bu işi devam ettirmeye çalışıyoruz. Bu süreçte, batum, bursa istanbul eskişehir sonra tekrar istanbul diye süreç işliyor. Önceden ekmek üzerine çalışan aile bizim kuşakla birlikte Karafırın olarak devam ediyor.

Karafırın nasıl doğdu?

Karafırın ilk 1991 yılında Bakırköy Kartaltepe’de başlıyoruz. Zaten o aralar ekmek fırınlarımız vardı 2-3 tane. Ekmek üzerindeki yoğun politik baskılar, çok fazla kendini ifade edecek bir alan gibi değildi Türkiye’de ekmekçilik. Biz de okulu bitirmiş genç insan olarak aile mesleğimizin uzantılarına baktık, pasta çekici geldi, yeni bir lokasyonda bu işi biraz geliştirelim istedik, isim tabiki düşünmeye başladık, bir sürü isimler logolar düşündükten sonra babamızın dedemizin, büyükdedemizin bu işi nasıl yaptığını düşündük, karafırında ekmek üretilirdi, neden olmasın dedik ve karafırın ismi öyle doğdu. Logo son birkaç senelik kurumsal çalışmaları yönlendirirken kendimize yöremizi ifade edcek markamızın duruşunu ifade edecek bir amblem aramaya başladık. Dağ horozunu düşünce olarak ortaya koyduğumuzda bu bizim firmadır olacaksa bu olsun dedik, biraz kuş olarak bilinen çok kendine özgü bir canlıyı onun özelliklerini karafırınla pekiştirdik kendimizi onla özdeşleştirdik logomuza taşıdık dağ horozunu. İlk bu çalışmaları yaparken, geniş bi çalışma grubuyla bunları yapıyorduk, sektörde hiç rastlanmayan bir durum var burda, hep buğday, başak, un kepçe gibi şeyler kullanılır, ama hepimizin çok içine sindi, sonunda herkese de ilham veren bir logoya ulaştık, sonuçta yaptığımız işin bir parçası, bizi ifade etsin diye düşündük. 2013’te ilk dünyaya getirdik, daha önce farkıl bir logo vardı, yine fırını ifade eden bir logomuz vardı. Şimdi yolculuğumuz böyle devam ediyor, hem karafırın kabuk değiştiriyor, onu da ifade eden bir duruş bu. Yolculuk etmekle başladı, pastaya geçti, şimdi biraz daha kafe tarzı şeylerle devam ediyoruz.

 

Pastacılık deyince ne anlıyoruz biz

Karafırını kurgularken tabiki doğal bir yolculuk var, bizden önceki insanların başladığı bir yolculuk var, bu yolculukta biz dahil olduğumuz noktadan itibaren biz bu işi yapmayacağız, demir satacağız demedik, biz bu işi geliştireceğiz dedik, sadece ürün olarak değil, ekmek dünyasının yanında pastanın oraya adapte olması bir farklılıktır ama böyle de düşünmemek lazım. Türkiye’de trendler değişiyor, pastacılık bir ara ihtiyacı biraz yükseldi, sonra yine değişti, alışkanlıklar değişiyor, biz şöyle düşündük, üründen ziyade markayı öyle bir şekillendirelim ki, ayağı yere sağlam basan bir kurum yapalım, bizden sonra da yaşamaya devam etsin, ürün üzerine fazla gitmedik, biz karafırın olarak en iyi ürünümüz budur demedik, biz hep bu firma çok iyi bir firmadır algısı insanlara vermeke çalıştık, dolayısıyla müşteri misafir geldiği zaman, su da içse, çay da içse, ekmek te alsa, pasda da yese hep iyi bir ürünü, doğru bir yerden iyi bir fiyata iyi bir hizmetle alıyorum hissi yaşasın istedik. Pastacılık bu işin neresinde? İlk ekmekten pastaya dönüş yaşadığımız dönemde çok yurtdışına gittik, çok ziyaretler ettik, o günden bugüne karşılaştırdığımız zaman kaliteler eşitlendi, ama pazar gelişmesi olarak düşündüğümde, bu ülkede öyle pasta sektörü geliştiğini düşünmüyorum. Dolayısıyla ürün üzerinde bir dünya kurgulamak istemedik, karafırının markasını insanlara anlatırken, bu marka sana kendini iyi hissettirecektir diyoruz. Burdan bir çay içebilirsin, bir ürün alabilirsin diye öyle bir marka. Artık eskisi gibi aile ziyaretleri bile yok, birkilo pastayla gitmiyor, ticari olarak buna uygun davranmak zorundasın. Biz uzun soluklu olarak düşündük.

Ne kadar dışa açıldınız kaç şübeniz var

Şübeleşme üzerinde çalışmalar şöyle yürüyor. 22 şübemiz var. Hepsi İstanbul’da. Bunun sayısını agresif olmadan arttırıyoruz. Son birkaç senedir çalışmalarımız İstanbul dışına hazırlığı da içeriyor. Ürün konseptiyle, marka gücüyle mimari duruşla hepsini birden harmanlayıp İstanbul dışında da şübeler açılacak. Tahminim bir yıl içinde Karafırın istanbul dışında mağaza açmaya başlayacaktır. Anadolu’nun her tarafı. 

İş dışındaki hayatınız nelerdir, Rize’yle bağınız nasıl, hangi sıklıkla gidip gelebiliyor musunuz?

Memleketçilik hissiyatı bizde yoğundur. Çocukluğumda çok gidip geldiğimi söyleyemem. Orda yaşamış büyümüş değilim, ama insanda garip birşey oluşuyor. Konuştuğum diğer insanların da söylediği gibi yörenin çekiciliği biraz daha fazla. Tüm bu sebeplerden dolayı o bağ bize iyi geliyor, onu beslemeye de çalışıyoruz. Kendi iradenle Rize’ye gidiyorsun, kendi insanınla daha fazla birlikte oluyorsun, o kültürün seni beslemesi bir zenginlik aslında. Rize’nin enteresan bir çekiciliği var. İş dışında ciddi bir alan tutuyor iş hayatı. Köye gidiyoruz, görüyorsun komşunun çocuğunu ailesi bu aylak aylak geziyor, bunu yanıma alıp, 4-5 sene çalışıp usta olması için uğraşıyoruz. 

Ek olarak bir yatırımınız var mı

50 yaşında gördüğüm şey şu. İnsanlar yaşlandıkça dünyada arkalarında birşeyler bırakmak istiyorlar. Bu dünyada bir iz bırakmak istiyor herkes. Şu anda keskin bir projemiz yok. Bu ana fikir her zaman odağımızda, pastacılık sektöründe duyorsın bu bir okuldur. Devletin yapması gereken bir yatırımdır, bizler üzerimize düşen yapabileceğimiz topluma fayda getirecek şeylerin peşinde koşuyoruz. 

Sektörde üstüne basa basa anlatmak istediğiniz birşeyler var mı?

İşin ticari olarak baktığında, artıları dezavantajları, daha yeni yurtdışından geldik, fuara gittik, ordaki ortama baktığında insanlar bu sektöre girmişler, her biri okulunu bitirmiş stajını yapmış, çıraklığını yapmış, ondan sonra kendini geliştirecek segmentleri bulmuş orda gelişiyor, bizde baktığında çocukluğunu bitirince hasbelkader mesleğe girmiş, bir yere gelmiş, ya da bizler gibi kel alaka makina mühendisliği okumuş bizim gibi bir aile şirketinde işe başlamış. Eğitimli ama farklı bir konuda eğitimli, görgülü o görgüyü o sektöre taşımış, dolayısıyla açmamız gereken bir otoyol var iken patikalardan ilerlemeye çalışıyoruz. Bu da ülke olarak sektörel anlamda bizi yavaşlatıyor. 

Bir kere ekmek ve gıdanın okullaşmayı sağlamamız lazım. Hizmet sektöründe de öyle. 

(Röportaj: Yunus Çakır)


Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Haberler

En Çok Okunan Haberler

Bu vebal hepimizin!24 Ekim 2017
RadyoSenoz
 
İSTEK GÖNDER

FOTOĞRAF GALERİLERİ

Yayınlanan yazıları kaynak göstererek yayınlamak serbesttir. © Copyright 2004-2009
Yazar Girisi | Altyap: MyDesign Haber