| |||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||
| Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Animasyonlar | Anketler | Sitene Ekle | Mesaj Gönder | Sohbet | MircScriptİndir | |||||||||||||||||||||||
SENOZ'UN SESİ![]() HABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
Antika eser aşığı Rizeli vefat etti
Murat Hutoğlu, Rize'de önce terzilik, sonra da emlakçılık yapan, uzun süre de gazete ve dergi temsilciliği yapan çok muhterem bir ağabeyimizdi. 22 Ocak 2012 tarihinde Hakkın rahmetine kavuştu. Mekânı cennet olsun inşallah.
Antika eser aşığı bir Rizeli 22 Ocak 2012 Pazar günü vefat eden "antikacı" Murat Hutoğlu: “O eserler Rize'de kalıp Rize'ye ve Rizeli’ye hizmet edecek."
Murat Hutoğlu 75 yaşında 6 çocuk ve 30 torun sahibi, antika eserler aşıklısı bir Rizeli. Rize hatta Türkiye'de 3 bin eserle en çok eser sayısına sahip. Eserlerini 1992 senesinden bu yana kendi emlakçi dükkânının duvarlarında sergileyen Murat Hutoğlu’nun eserleri bundan böyle Rize İsmail Kahraman Kültür Merkezinde sergilenmesi ilimiz adına oldukça sevindirici. O eserleri niceleri istedi. Topkapı Sarayı, Vakıfbank, İstanbul’dan Karadeniz Ereğlisi ve diğer illerden onlarca müze o eserlere birçok insanın dudaklarını uçuklatacak rakamlar teklif etti. Fakat Murat Hutoğlu’nun hepsine verdiği cevap aynı oldu. "O eserler Rize'de kalıp Rize'ye ve Rizeli'ye hizmet edecek". Sergileme maksatlı bir kaç kez şehir dışına çıkan o eserlerin sonunda ilimiz ve halkımızın hizmetine sunuluyor olması oldukça olumlu ve sevindirici bir gelişme. *Antika eserlere olan merakınız nasıl ve ne zaman başladı? Emlakçilik yaptığım dükkânımın yanındaki yazıhaneyi açınca piyasada bulamadığım bir parça lazım oldu bana. Hurdacıya gittim. Orada istediğimi ararken küçük bir kantar gözüme çarptı. O kantarı alıp getirip yazıhaneme astım. Daha sonrada (Rize) Fener Mahallesinden bir ağabeyimiz de duvara ağaçtan yapılmış subay barut matarası astı. Ondan sonra diğer arkadaşlar gelip görünce onlar da eski eserlerini gelip astılar. Ondan sonra da ben bulduğumu toplamaya başladım. Sonra da vatandaş "Eski eserlerini alır mısın?" diye sorunca ben de aldım. Vatandaş eski eserlerin değerini anlamadan ben çok eserler aldım. Kimisi hediye geldi, kimisini satın aldım. Aldığım eserlerin cinsini demiyorum. Çünkü bugün öyle ehli keşif şebekeler var ki, ismini söyle hemen gidip yerinden eliyle koyar gibi alırlar. Misal vermek istersem, küp dersem küpün nerede saklandığını bilirler keşfederler; evinden, dükkânından alırlar. İlyas ağabey vardı. O bana bir eser hediye etti. Topkapı Müzesi yönetim kurulu başkanı Sayın Delibalta, bir heyetle beraber geldi. Dedi ki, yani o zamanın parasıyla bu eser 300 milyar civarındadır. Sadece o değil onun yanında bir iki eser de aynı şekildedir. Bu eserler 500–550 yıl önceki eserleri. *Tarihi en eski olan eserleriniz kaç yıllık? Tarihi en eski olan eserler Selçuklulara ait olan eserlerdir. Bu eserler yoğunlukta işlemeli ağaç karyolalar, dolaplardır. Buradaki sergi açılışı acele olduğundan o eserleri buraya daha getiremedik. Onlar daha muhafazaya alınmamış. 1000 yıllık, 1500 yıllık, 800 yıllık, 300 yıllık eserlerimiz var tarihleri zaten üzerindedir. Buradaki yerleşimimiz tam olduğunda onları da buraya getireceğiz. *Bu eserleri toplarken ne kadar para harcadınız? Elinizde kaç eser bulunmaktadır? Maddiyat olarak ne kadar harcadığımı söyleyemem. Yani oldukça fazladır. 1980 yılından itibaren sürekli maddi olarak harcama yapıyorum. Eserlerimin sayısı 3 bini bulmaktadır. *Peki, bu 3 bin eserlerin piyasadaki değerlerine bir fiyat biçebilir misiniz? Öyle eserler var ki, mesela Selçuklulara ait eserleri gelip bakıyorlar diyorlar ki , “Biz buna paha biçemeyiz.” Bende öyle eserler var ki, aynısı bir de Topkapı Sarayında vardır. Onun için bir fiyat biçmem imkânsız. *Bu eserleri sergilemek için Rize ili dışından teklif geldi mi size? Topkapı Sarayı Müzesi Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Delibalta, Rize’ye gelince bana “Sen bana söz ver, İstanbul’a geleceğini. Ben de sana hemen bakanlıktan beş dönüm arazilik yer tahsis edeyim, gel orada müze kur” dedi. Ben de ona bu işi Rize’de yapabilirsem yapacağım dedim. Onlar da bana hak verip “Doğru karar verdin” dediler. Benim eserlerimi tüm ulusal kanallar TRT, TGRT vb. kanallar çekip gittiler. Yayınlanınca da Karadeniz Ereğlisi Belediyesi geldi. Onlar da “Ne kadar yer istersen tahsis edelim, gel müzeyi Karadeniz Ereğlisi‘nde kur” dediler. Ben de yine “Rize’de yapabilirsem yapacağım, yapamazsam bu eşyayı çürüteceğim” dedim. Rize’de Hızır Hop Bey (dönemin belediye başkanı) ilk defa belediye başkanı olunca bana gelip dedi ki, proje çizdir ve bir dilekçe ver ben de sana yer tahsis edeyim. Ben de projeyi çizdirdim. 800 metre kare yer icap etti. Bu projeyi belediyeye vererek müracaat ettim. Öğretmen Hamit Turna, kayık müzesi açması için benim başvurduğum günde müracaat etti ve belediye meclisine girdi. Ben o anda meclise gitmedim. Hamit Bey meclisten çıkıp bana geldi “Hutoğlu, benim projemi belediye meclisinde benim talebelerim olduğu halde kabul etmediler, ama senin projeni kabul ettiler ve sana yer verecekler” dedi. Deniz sahilinde dolgu üzerinde arsalar vardı. O zaman Hızır Bey dedi bana ki, “orayı üniversite yapıyor biz üniversiteye müracaat ettik, müze yeri istiyoruz. Oradan yer vereceğiz sana” dedi. Ama bugün yarın derken bana yer vermediler ve aradan 13 yıl geçti. Şimdi öğrendiğime göre benim dosyam halen önünde. *Sonra burada sergi açmanıza kim vesile oldu, nasıl oldu? Rize Müze Müdiresi Emine Yılmaz Hanım bizim koleksiyonumuzu denetlemeye gelince eserlerin zenginliğini görünce şaşırdı. Bir de eserlerin depolarda, balkonlarda olduğunu görünce üzüldü. Bu eserleri toplamak ve sergileme gayreti içerisine girdi. Yurdumuzun bir kısmına Anadolu deniyor. Anadolu ismi nerden geliyor, analarımızın savaştaki gayretinden ileri geliyor. Emine hanımın bu gayretini görünce "Anadolu" geldi aklıma. Say ve gayreti Anadolu kadınını hatırlattı bana. Elemanlarını alıp geldi. O eserleri balkonlardan, depolardan, öteden beriden çıkarttı. Bıkmadı günlerce gelip gitti. Resimlerini çekti envantere işledi. Emine hanım daha sonra vali beye gitti. Bu iş tamamdır dedi. Burasını tavsiye ettiler. Ben de burasının yetmeyeceğini biliyorum, ama kırmadım. “Müzeler haftası dolayısıyla taşınacağız” dedi. Ben de üç gün önce ona dedim ki, Müdire hanım çalışmaktan hiç bıkmıyorsunuz. O da “hiç kimse bu kadar eşya biriktirememiştir” dedi. Emine hanım buradaki görevinden önce Samsun’da görev yapıyordu. Samsun’da 19 tane koleksiyon varmış. Ama 19 koleksiyonun toplamında bu kadar eşya yokmuş. *Bu eserleri hangi şartlarda burada sergilemeyi kabul ettiniz? Benim şartım bu eserlerimin burada devamlı kalması. Ben de burada devamlı kalacağından kabul ettim. Çünkü ben onlara “bu eserleri ben sürekli oradan oraya arkamda taşıyamam” dedim. Çanakkale Müzesinden buraya eserlerimi görmeye gelmişlerdi. Bana “Devlet parayı veriyor, bu eserleri kamyona yükleyip işte git Antalya’ya, git Ankara’ya vb. gibi illere. Ben de onlara “ben o işi yapamam bu kadar eşyayı yükle indir, bindir. Rize’de sabit bir yerde açabilirsem açarım” dedim. Sayın vali bey buraya geldiğinde ben Vali beye, Sayın vali bey bizim eşyamız daha çok. Sayı bakımından bundan üç misli daha eşyamız var. Hacim bakımından da bunun dört misli eşyamız var. Düşünün hemen hemen burayı dolduracak kadar Güneysu’nun köyünde İstiflerin orada bizim eşyalarımız var. Bizde öyle eserler var ki, dünyada ilk defa icat edilen tesviyeli torna tezgâhı. Ceviz mobilyalarımız var, işte gardırobu, komidonu yani her çeşidi var bizde. *Birçok koleksiyoncu maddi bakımdan sıkıştığında eşyalarını satışa çıkartır. Sizde böyle bir şey oldu mu? Ben katiyen satmadım satmam da. Hiç taviz vermedim hamdolsun. Zaten koleksiyon olduğu için satamayız. Bu konuda emniyet bizi çok yakın takibe aldı. Bende komando kasaturaları vardı beş- on tane, kılıçlar yani çok eşyalar var. Kimileri geldiler çocuk doğuda askerdi. Bir kasaturasını kaybetti. Ne kadar istersin dediler, verelim de çocuğu kurtaralım. Ondan sonra birkaç kişi daha geldiler ısrarlı bir şekilde yalvardılar. Ama ben de ısrarla “olmaz” dedim. Devlet meclisi topladı. Dedi ki, vatandaşın merakı varsa eski eserleri toplasın koleksiyon yapsın, ama satmasın dedi. Benim merakım için meclisi toplayan bir hükümete ben nasıl ihanet edip de eşyalarımı satarım dedim. Böyle söyleyince gittiler. Ertesi gün birisi daha geldi. Bana “teşekkür ederim Hutoğlu, eşyalarını satmıyorsun” dedi. Ben de ona kimsin diye sorunca o da “ben Emniyet müdür muaviniyim” dedi. Demek ki beni takip etmişler. Bir eser verilse diğer eserlere de el koyup getirip müzeye teslim ediyorlarmış. Bu yasada varmış. *Sizdeki bu antika merakı çocuklarınızda ve torunlarınızda var mı? Çocuklarımdan bir tanesi meraklı, hatta o da diğer müzede müzeler haftası etkinlikleri içinde eserlerini şu anda sergilemektedir. Benim koleksiyonum oğlum Hasan Hutoğlu’nun üzerindedir zaten. Ben biliyorum ki çocuklarım benim ölümümden sonra bu eserlerimi korurlar.
|
FOTOĞRAF GALERİLERİ |
|||||||||||||||||||||
|
Yayınlanan yazıları kaynak göstererek yayınlamak serbesttir. © Copyright 2004-2009 Yazar Girisi | Altyap: MyDesign Haber |
|||||||||||||||||||||||