Son dakika haberi bulunmamaktadır.   Senoz Esnaf  
Senoz Deresi
Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Animasyonlar | Anketler | Sitene Ekle | Mesaj Gönder | Sohbet | MircScriptİndir

HABER ARA


Gelişmiş Ara

EN ÇOK OKUNANLAR

Senoz Vadisi neden atılım yapamadı?

Bu haftaki konuğumuz Baylas Otomotiv'de Citroen Genel Müdür Yardımcısı Ali Meyveci. Çayeli, Ormancık Köyü doğumlu olan Ali Meyveci ile Rize ve Senoz Vadisi hakkında konuştuk.

Kategori  Kategori : Röportajlar
Yorumlar  Yorum Sayısı : 4
Okunma  Okunma : 3246
Tarih  Tarih : 28 Ekim 2013, 23:03

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

"Ali Meyveci"yi sizden dinleyebilir miyiz?

 

Rize, Çayeli, Ormancık Köyü’nde  resmi kayıtlara göre 1973 fakat gerçekte  1972 yılında   7 çocuklu bir ailenin 6. çocuğu olarak  dünyaya gelmişim.  İki erkek çocuk babasıyım. Mevcut durumda İstanbulda yaşamını sürdürmekte olup,  fırsat buldukça da memleketimi ziyaret etmeye çalışmaktayım.    

 

İlkokulu doğduğum köyümde, Ormancık köyü ilk okulunda  okudum. O dönemler 4,5 sınıfın  bir arada, aynı sınıfta  eğitim görmeye çalıştığı dönemlerdi. İlkokul süresince iyi bir öğrenci olduğum söylenebilir. Okul sonunda rahmetli babam "Okumak mı istiyorsun, yoksa çalışmak mı diye sordu ki; bu benim için sanırım şanstı ve okumayı seçtim. Ailemin bir kısmın İstanbul Burgazada’da olması nedeni ile buraya geldim ve Heybeliada Hüseyin Avni Gürpınar Lisesi orta kısmına başladım. Ortaokul günlerimin ilk dönemlerinin biraz sıkıntılı geçtiğini söyleyebilirim.

Ada çok güzel bir, modern bir köy gibi idi ancak seçenekler çok fazla değil di ve ben de İstanbul'a şehir merkezine gitmem gerektiğini düşündüm ve meslek lisesi sınavına girdim. O dönemlerde meslek liseleri sınavla öğrenci alıyor ve motor bölümü de çok popülerdi. Lise eğitimimi Bağcılar Endüstri Meslek Lisesi’nin motor bölümünde tamamladım. Meslek lisesinde almış olduğum mesleki eğitim ve uygulamaların benim şu anki meslek yaşamımda önemli katkıları olduğunu söyleyebilirim. Özellikle bu dönemde beni ve benimle birlikte bir kaç arkadaşımızı teşvik eden ve üniversite okumamız gerektiğini söyleyerek ekstradan ders veren hocalarımıza bu vesile ile teşekkür ediyorum.  Lise dönemim oldukça iyi ve eğlenceli geçti diyebilirim, ancak o dönemde yaşadığım birçok üzücü olayda olmuştur. Bunlardan en önemlisi ise son sınıfın hemen başında Babamı kaybetmemdir.

 

*İstanbul’daki ilk yılınızda ne gibi sıkıntılarınız oldu?

Özellikle ilkokulu köyde okuyan ve daha önce büyük şehre gelmemiş ve en önemlisi annesinden ayrılan bir çocuk için adapte olmak zordu.  Bir de buna konuşma/aksan   problemlerini de eklediğinizde zorluk deresi daha da yukarı çıkıyordu.  O zamanlarda bizde "üç," yok "uç" demek vardı.  Düşünsenize sınıfızda yeni tanıştığınız 24-25  kişi var ve siz bunların yanında  farklı tonda konuşuyorsunuz.  Her kelimenin sonuna "da" ekliyorsunuz. Bir anda sınıfta " number one/ bir numara" oluyorsunuz, tabii olumsuz anlamda...  Tabiiki olumlu olarak anlatabileceğim şeyler de vardı. Sonuçta yine annem olmasa da  kışları  ağabeyim ve amcamın ailesi ile beraber kalıyorduk ve yakın yaşlarda olan amca  çocuklarının da uyum sürecini  atlatmamda olumlu katkıları olmuştur.. Özellikle amcamın eşinin de üzerimizde de çok emeği olduğunu burada belirtmeliyim.

Neyse kazasız belasız atlattık, kendimizi geliştirdik, konuşmamızı değiştirmeye çalıştık ve sanırım başarılı da olduk.  

Şimdilerde ise köye gittiğimiz de  kısa bir zaman sonra  köy ortamına ve aksanına dönebiliyoruz.  İstanbulda yaşıyor olmasına rağmen 9 yaşındaki oğlum bile bu kurala uydu ve memlekete gittikten 3 gün sonra her cümlenin arkasına 'da’yı yapıştırmaya başladı.

 

*Üniversite yıllarınız nasıl geçti?

 

Meslek Lisesi mezunu olmam ve standart lise yılları haylazlıkları nedeni ile Liseyi bitirdikten sonra ilk sene üniversiteyi kazanamadık ve dahası sanırım,  Dershaneye birlikte gittiğimiz bir kaç kişininde kazanamamasına vesile olduk.

Şimdi ise genç arkadaşlarım ve yakınlarıma özellikle Lise yıllarını daha verimli ve planlı geçirmelerini tavsiye ediyorum. Çünkü, o yıllar Üniversite için oldukça önemli yıllar ve kişinin geleceğini direkt olarak etkileyen yıllardır.  Ayrıca; şunu bilmelidirler ki doğru tercih yapılmış Üniversite ve bölüm onalara ileride çok daha fazla sosyal imkanlar sunacaktır.

 

Bir sonraki yıl Bursa’da bulunan ablamın yanına gittim ve burada dershaneye devam ettim ve bunun sonucunda Marmara Üniversitesi ni kazandım.

Otomotiv teknolojisi istediğim bölümdü, 1990 yılında başladım ve 1994 yılında da mezun oldum.

Üniversite günlerimin ilk dönemlerinde Burgaz Ada’dan gidip geliyordum. Daha sonrasında arkadaşlarla ve akabinde sınıf arkadaşım,  rahmetli ağabeyimle ve amcaoğluyla birlikte ev tuttuk.

Üniversitedeki yaşamım genelde içerisinde Lise den de bir arkadaşımın olduğu 7 kişilik bir grupla birlikte geçti ve dördüncü sınıfa geldiğimde ise aynı kampüs içerisinde  okuyan  eşimle tanıştım.

Genel olarak memnun olmama rağmen eğitim hayatımla ile ilgili geriye dönüp baktığımda  keşke dediğim tek önemli konu vardır.

Keşke, yabancı dil konusunu ortaokul veya en geç lise döneminde çözbilseydim. Çünkü 30 yaşından sonra İngilizce öğrenmek için çok daha fazla zaman ve efor harcadım ve bir çok şey kaçırdım.  Eğer kabul ederseler bu da genç arkadaşlarım için diğer bir nasihat olsun.

 

*Meslek lisesinde okudunuz ve üniversite eğitimini de onun devamı sayılacak şekilde yaptınız. Şimdi buradan geriye doğru baktığınızda, okul ve iş dünyası işbirliği anlamında neler yapılabilir, kime ne görevler düşüyor?

 

Özellikle, iki dönemi karşılaştırmak isterim.

 

Teknik imkan ve olanaklar açısından baktığımızda tabii ki mevcut dönemin şartları eskiyle mukayese edilemez. Ancak temel olan ve bakılması gereken nokta bu okullar nasıl tercih ediliyor ve hangi öğrenciler bu okullarda eğitim görüyor.

Bizim okuduğumuz dönemlerde meslek liseleri sınavla öğrenci alıyordu ve sınav sonucunda kazanılan bir hak olması nedeni ile  başarı ve sahiplenme duygusu yaratıyordu. Şu an ise genelde meslek liselilerine, diğer okullara gidemeyen, eğitim başarısı düşük, ailesinin gelir seviyesi düşük öğrenciler tercih ediyor veya aile baskı ve yönlendirmeleri ile öğrenci alınıyor.

Kanımca bu uygulama doğru değil ve sonucunda da başarı maalesef sağlanamıyor.

 

Geçmişte Meslek Lisesinde okumuş, oto servislerinde de staj yapmış ve sonrasında Otomotiv sektöründe yöneticilik yapan  yani masanın iki tarafında da bulunan bir kişi olarak  konuyu daha detaylı izleme ve analiz etme imkanını yakaladım.

 

1997 yılında CITROÊN Türkiye Distribütörü olan Baylas Otomotiv A.Ş de Servis Koordinatörü olarak göreve başladıktan  sonra, şirket yöneticilerimiz ve Sn.Mustafa Bayraktar beyin  de desteğiyle   mezun olduğum okula  katkıda bulunma imkanı yakaladım.

Millî Eğitim Bakanlığı Erkek Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü ile yapmış olduğumuz görüşmeler neticesinde bir protokol imzaladık ve Bağcılar Teknik ve Endustri Meslek Lisesinde  “Citroen Eğitim Labaratuvarı” oluşturduk.

Öğrenci ve öğretmenlerin güncel teknolojiyi yakalayabilmesi için bu tarz iş birliği çalışmalarının çok önemli olduğunu düşünüyoruz.

 Kuruluş aşamasında tepeden tırnağa yenilenen teorik ve pratik uygulama sınıfları, güncel ekipman ve test cihazları ile donatılan Citroen Eğitim Labaratuvarı na her eğitim yılında 20 öğrencini alınıyor, bu arkadaşlarımıza daha sonra Citroen Yetkili servislerinde staj imkanı ve okul sonrasında iş imkanı yaratılmaya çalışılıyor.

Öğrenci seçim dönemlerinde fırsat buldukça ben de mulakatlara katılmaya çalışıyorum ve genelde öğrencilere iki soru yöneltiyorum.

1. Neden Meslek Lisesi, 2.Gelecekte bu mesleği yapmayı  düşünüyor musun ?

 1.Soruya genel olarak verilen  yanıtlar:

“Ailemin isteğiyle “

“Başka okula gidemedim”

 “Ben istemedim”

2.Soruya ise genelde  “Bilmem” yanıtını alıyorsunuz.

 

Bu durumda  yukarıda yapmış olduğum tespitlerin yanlış olmadığını  ortaya koyuyor.

 

 

*Öğrenciler isteyerek gelmiyor dediniz. Peki bunun için aileleri ikna edecek, başarılı öğrencileri de meslek liselerine yönlendirecek çalışmalar yapılamaz mı?

 

Tabiiki yapılabilecek çok şey var.

Öncelikli olarak öğrencilerde başarma ve sahiplenme duygusunun yaratılması gerekir.

Mesleklerin  ve  ihticaç olan  iş alanlarının öğrencilere ve ailelerine daha  iyi anlatılması,

Devletin ve özel sektörün Meslek Liselerine sağladıkları imkanları artırmaları,

Başarılı Meslek lisesi mezunlarının özellikle kendi baranşlarındaki Mühendislik fakültelerine  devam edebilmeleri  yönünde destek verilmesi,

 

*Üniversite eğitimi ile otomotiv sektörünün uyumu ne ölçüde gerçekleştirilmiştir?

İyi yönde gelişmeler olduğunu söyleyebilirim.  Özellikle üniversitelerde ana branşların altında oluşan alt uzmanlık alanları ve araştırma kaabiliyetleri ile uzmanlık alanları oluşmaya başladı.

Özel sektör artık üniversiteler ila daha çabuk iletişim kurabiliyor, danışmanlık ve ar ge konusunda destek alabiliyor.

Birçok üniversitenin içerisinde artık ar-ge merkezleri ve tekno kentler yer almaktadır.

Tabii ki daha gidilecek çok yol var.

 

*Otomobil denince, yerli otomobil konusu gündeme geliyor, Türkiye böyle bir şey yapabilir mi, yapmalı mı?

 

Bu konuda kısa ve net yorum yapmak istiyorum.  Mevcut otomobil sanayi ve yan sanayimiz bulunduğu bu noktada istenirse her şey yapılabilir.

Ancak, şu noktaları iyi değerlendirip ona göre karar vermemiz gerekiyor.

Ne yapacağız?

Maliyeti ne olacak ?

Kime, ne kadar satacağı? Ve sürekliliğini nasıl sağlayacağız ?

Bu  konulardaki hesaplama ve planlamamızı düzgün yaptıktan sonra  teknik tarafta üretimin önünde herhangi bir sorun görmüyorum.

 

Elektrikli araç konusu diğerine göre biraz daha farklı bir konu. Buradaki en önemli madde elektrik sarfiyatı ve batarya kapasitesi. Bu iki konu elektrikli aracın menzili ve şarj süresi için hayatı önem taşımaktadır.

Şu an 150-180  km  civarında olan elektrikli araçların menzili nedeni ile bu araçlar daha çok Avrupa da kamu kullanımında  kendilerine yer bulmaktadır.

Bu iki konu optimum değerde çözüme kavuştuğunda  üretim sayısı ve  kullanıcı sayısı da artacakltır.

 

*Fırsat buldukça Rize'ye, köyünüze gittiğinizi biliyoruz. Bölgenin tanıtımı hakkında neler düşünüyorsunuz?

 

Karadeniz ve özellikle Rize’ye sık gelmemin birçok nedenini sayabilirim.

Mavi ve yeşilin iç içe geçtiği ve bir çok tonunun olduğu  ender yerlerden olması,

İlk okulu orada okumam nedeni ile çocukluğum orada geçmesi, çocukluk anılarım,

Baba ocağının ve mezarının olması,

Özellikle çocuklarımın buraları öğrenmeleri ve benimsemeleri de benim için önemli bir neden dir.

Eşimin Giresunlu olmasını ve onunda Karadenizi sevmesini ayrı bir neden ve avantaj olarak sayabiliriz.

Mevcut durumda konaklama ve paket tur imkanlarının yeterli olmadığını düşünüyorum. İnsanlara sunulacak değişik tur seçenekleri, ulaşım imkanlarının kolaylaştırılması ve daha aktif bir tanıtımla turizm potansiyelinin çok daha artacağı kanısındayım. En önemlisi ise her türlü fikre saygı duyup talep edilene  olabildiğince yanıt verebilmektir.

Bence kendimize sormamız gereken soru; bir çok eğitimli ve ekonomik açıdan üst seviyede insanı olmasına rağmen Senoz vadisinin neden  istenilen atılımı yapamamasıdır.

 

*Hobileriniz nelerdir?

Hobi olarak baktığımızda bende iki konu ön plana çıkıyor. Futbol ve Otomobil sporları.

Otomobil sporlarını şu anda aktif olarak yapamasamdaher hafta halısahada futbol oynamaya devam ediyorum.

Daha önce seyircisi olduğum otomobil sporlarından birtanesi olan Ralli yi 5 yıl aktif olarak yapma imkanım oldu.

 

5 yıl boyunca Türkiye Ralli şampiyonasında ve bazı mahalli yarışlarda Copilot luk yaptım.   Bu dönem zarfındagenel olarak hayatımız iş ve yarış arasında geçiyordu. Hafta içi iş, daha sonra antrenman ve hafta sonları da yarış. Bir çok kaza geçirdik, takla attık,  diğer araçlarla çarpıştık, ağaca çaptık  fakat  zarar görmeden  bütün bunları atlattık.

Yarış esnasında Ralli aracına bindiğinizde tek şey düşünürsünüz, en azından ben öyle düşünürdüm: ilk virajdan uçacak mıyız, yoksa uçmayacakmıyız. Eğer ilk virajı kazasız atlatırsanız artık aklınızda yol ve yarıştan başka birşey kalmaz yani  kafanızı sıfırlarsınız.

Aktif olarak yarışmasak da  en son yarışımız ; geçen yıl Avrupa Ralli şampiyonasının İstanbul ayağında “0”  numara  çıkarak  bir nebze de olsa  sitresimizi atıp hevesimizi aldık diyebilirim.

 

Burada Citroen markasının  motor sporları konusundaki  liderliğini de belirtmek istiyorum.

Citroen son on yılda  takım halinde 8 ve pilotlarda da 9 kez Dünya Ralli şampiyonu olarak kırılması güç bir rekora imza atmıştır.  Bu da Citroen markasının   dayanıklılık ve çevikliğinin bir kanıtıdır.

Ralli spor olarak bakıldığı zaman tehlikeli spor olarak gözükebilir ancak alınan önlemler tam ise  ve  gerekli teknik bilgiye sahip iseniz çok tehlikel olmadığını söyleyebilirim.

Burada  hız tutkunu genç arkadaşlarıma da bir tavsiyem olacak. Lütfen  caddeleri yarış alanına çevirmeyelim çünkü asfalt zeminde  araç kaymaya başladığında  artık çok geç olmuş olacak, kendinizin  ve bir çok insanın hayatını tehlikeye atmış olacaksınız.

 

 

Biraz da Citroen'i konuşalım

 

Daha önce de bahsettğim gibi 1997 yılında CITROÊN Türkiye Distribütörü olan Baylas Otomotiv A.Ş de Servis Koordinatörü olarak göreve başladım ve şu anda markanın Türkiye satış sonrası operasyonundan sorumlu Satış Sonrası Hizmetler ve Yedek Parça Direktörlüğünü yapmaktayım. Yani, kendimi okuduğu okullarla ilgili olarak sevdiği işi yapan e insanlardan sayabilirim.

1997 yılı otomotiv pazarının  sıçrama yapmaya başladığı  dönem olarak kabul edebiliriz.  1996 yılında 297.000 civarında olan satış adetleri 1997 yılı sonunda 462.000 adetlere yükselmiş idi. 2012 yılı sonunda ise toplam araç satış adeti 777.000 adet civarında idi. Markamız açısından baktığımızda ise 1997 yılında 3.000 adet olan toplam satış rakamımız 2012 yıl sonunda 31.000 seviyeleri ulaşmıştır. Bu da markamızın geldiği noktayı göstermektedir.

 

Bayrakta Holding şirketlerinde olan Baylas Otomotiv 1995’den buyana Citroen markasının  Türkiye distiribitörlüğünü başarı ile sürdürmektedir. Edirne’den Van’a kadar olan yaygın ve yüksek kapasiteli satış ve satış sonrası ağımızla gelişerek yoluna devam etmektedir.

Karadeniz bölgesine baktığımızda Trabzon, Ordu ve Samsun’da, biraz daha içeriye girdiğimizde Erzurum, Tokat ve Çorum’da da bayiliklerimiz bulunmaktadır. Rize ise gelişime açık bir bölge olarak şu an için değerlendirme aşamasında beklemektedir.

Dünya üzerinde sayılı dizel motor üreten ana firmanın temsilcisi olmamız nedeni ile Türkiye de de dizel motorunun kalitesi ve ekonomisi ile öne çıkan bir markayız.

Özellikle satış sonrası hizmet konusunda kendimizi geliştirmek ve ilkleri yapmaya çalışıyoruz.

İki örnek vererek bu konuyu kapamak ve biraz da Citroen tarihçesinden bahsetmek istiyorum.

Müşterilerimize hasar dışındaki durumlarda araçlarını 3 gün içerisinde onarma S.Ö.Z ü veriyoruz. Servislerimize giriş yapan araçları 3 gün içerisinde onarmayı taahhüt ediyoruz, eğer onaramazsak, onaramadığımız her gün için müşterimize 50 lira tazminat ödemeyi taahhüt ediyoruz. Bu da ne kadar ürünlerimize ve servis ağımıza güvendiğimizi gösteriyor.

Gerekli durumlarda test cihazlarımız aracılığı teknik arakadaşlarımız Türkiye deki herhangi bir servisimizde bulunan sorunlu araca İstanbul veya Fransa teknik merkezden bağlanıp uzaktan gerekli testleri yapabilmektedir.

 

Otomotiv tarihinde geçmişten günümüze hep fazlasını katarak, tarihi boyunca devrim yaratan buluşlara imza atarak sıradanlığa başkaldırı niteliğindeki yenilikleriyle Citroën, 1919 yılında André Citroën tarafından kuruldu. Citroën soyadı, tüccar olan büyük büyük büyükbabasının sonradan “Citron” olarak değiştirilen “Limoenman” soyadından geliyordu; “küçük limonları olan adam”...
Henüz 34 yaşındayken “dişli takımı” üretmek üzere kendi şirketini kuran André Citroën, otomotiv endüstrisinde daha sonraları bir dev olarak anılacaktı. Citroën’in hafızalara kazınan sembolü ”double chevron”  ise André Citroën’in kendi buluşu olan üçgen dişli sistemine bir gönderme niteliği taşır.

İşte otomotiv tarihin Citroën tarafından konan temel taşları:

1919

4 Haziran 1919’da Citroën markalı ilk otomobil satıldı: 10 HP A Type Torpedo. Citroën, Avrupa’nın ilk seri üretim otomobil A Type’ı otomotiv tarihine kazandırmıştı.

1924

Daha sonra, A Type ile kazanılan deneyim sayesinde B serisinin üretimine geçildi. Seri içinde dünyanın ilk çelik karoserli otomobili BIO yer aldı.

1933

Citroën 8CV, 93 km/s ortalama hız ve 300.000 km yol ile “uzun mesafede dünya rekoru”nu kırdı.

1934

Citroën “dünyada ilk önden çekişli otomobil”in seri üretimine başladı.

1938

C serisiyle birlikte bir ilke imza atan Citroën, model gamını genişletmeye ve sektöründe öncü olmaya devam etti. 1938 yılında Citroën dünyanın ilk “hydropnömatik süspansiyonlu” otomobili La 15 Six’i icat etti.

1955

1955 yılında Citroën dünyanın fren disklerini standart olarak sunan ilk otomobili DS’i icat etti. Yüzyılın otomobili olarak övgülere doymayan DS, “ gerçekleşen bir düş, bir mucize” olarak tanımlanmıştı. Tanrıça anlamına gelen “deesse” kelimesinin okunuşu olan DS, otomotiv dünyasına bir mit olarak girdi ve hep öyle kaldı.

1978

“Dünyanın ilk en hızlı turbosuz otomobili” La CX 2500 Diesel’i icat etti. Aynı yıl yine “dünyanın ilk tam elektronik ateşleme sistemine sahip otomobili” La LNA’yı satışa sundu.

1989

1989 yılına gelindiğinde Citroën, herkesi yine şaşırttı. Dünyanın ilk hidroaktif süspansiyonlu otomobili XM sahnedeydi.

1991

“Avrupa’nın ilk arka koltuk eğimi ayarlanabilen otomobili “ZX”i icat etti.

1994

Citroën AX Eco 2.7 lt/100 km ile “yakıt ekonomisinde dünya rekoru”nu kırdı.

 

Sonuç olarak Citroen için ilklerin markası diyebiliriz.

 


Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu habere toplam 4 yorum yazılmıştır.

mehmetmeyveci [ 18 Kasım 2013, 22:23 ]
Ailemizin gurur kaynağı yolun ve bahtin acik ols   un
Ömer Demirli [ 07 Kasım 2013, 18:16 ]
güzel bir röportaj olmuş ancak başlıkla pek alakası yok..daha doğrusu sadece başlığa bakarak hiç okunmadan geçilebilir ve değerli hemşehrimizi tanıma fırsatı olmayabilirdi..teşekkürler
Mehmet Ali Güney [ 01 Kasım 2013, 16:53 ]
Senozderesi Ormancık köyünün gururu oldunuz Ali kardeşim,İnşallah Citroen firmasının Asya-Avrupa sorumlusu olur. Ali Beyaz kardeşim Pulamalar senden Reçeller Ali müdürümden olurdu.

Yorumların tamamını okumak için tıklayın.

Röportajlar

En Çok Okunan Haberler

Senoz Vadisi’nin çektikleri...01 Aralık 2018
RadyoSenoz
 
İSTEK GÖNDER

FOTOĞRAF GALERİLERİ

Yayınlanan yazıları kaynak göstererek yayınlamak serbesttir. © Copyright 2004-2009
Yazar Girisi | Altyap: MyDesign Haber